Bir çember düşünelim. Ortada üç karton kutu var. “Sizce bunlar ne olabilir?” diye soruyoruz. Bir çocuk gemi diyor, biri ejderha yuvası. Biz ise planın altına çoktan “korsan gemisi” yazmışız. Çocuklara “Aklınıza geleni söyleyin” dedik. Aklımıza gelmeyeni söylediler.

Şimdi küçük bir karar anındayız. O yuvaya biraz yaklaşacak mıyız, yoksa çocukları usulca gemiye mi bindireceğiz? Çocuğun önerisinin devam eden oyunda bir karşılığı olacak mı? Hazırladığımız akışla grubun merakı tam burada karşılaşıyor.

Bu yazıda oyuna en çok buradan bakmak istiyorum: Biz bir çalışmaya oyun derken çocuk onun içinde neleri seçebiliyor, neleri deneyebiliyor? Hazırladığımız planın çocukların katkısıyla değişebilen bir tarafı var mı? Soruları önce kendi eğitmenliğimize çevirdiğimizde konuşacak epey şey çıkıyor. Yazıya eşlik eden “Bu Oyun mu?” atölyesi de bu soruları çocuklarla deneyerek araştırmak için hazırlandı.

Çocuğun oyunda neye karar verdiğine bakmak

Renkli kartlar, müzik ve hareket oyuna güzel eşlik edebilir. Yine de bir etkinliğin adını “Eğlenceli Macera” koyduğumuzda çocuğun deneyimini henüz öğrenmiş olmuyoruz. Bütün kararları biz vermişsek, çocuğa kalan yer beklediğimizden küçük olabilir.

Burada her oyun için değişmez bir ölçü aramıyorum. Saklambaç oynayan çocuk oyunun bütün kurallarını yeniden yazmaz; nerede saklanacağına, ne zaman hareket edeceğine karar verir. Kuralların olmasıyla çocuğun söz sahibi olması bir arada mümkün. Bu yüzden “Çocuk kuralı değiştirdi mi?” sorusunun yanına “Bu kuralların içinde kendine nasıl bir yer buldu?” sorusunu da koyuyorum.

Zosh ve arkadaşlarının oyun yoluyla öğrenme derlemesi; neşe, anlam, etkin katılım, yeniden deneme ve sosyal etkileşim üzerinde duruyor. [1] Bunları her oyunda aynı miktarda bulunması gereken malzemeler gibi okumamak iyi olur. Tek başına bir kurmaca kuran ya da zorlandığı bir denemeye sessizce yoğunlaşan çocuğun oyununu da merak ediyorum.

Yetişkin oyunun neresinde

Yetişkinin de bu çemberde bir yeri var. Bir başlangıç önermek, malzemeyi hazırlamak, güvenli sınırları kurmak ve ihtiyaç olduğunda destek olmak için oradayız. Asıl zorlandığım soru, desteğin ne zaman çocukların yerine karar vermeye dönüştüğü.

Pyle ve Danniels’in çalışması, öğretmenin rolünü ve oyun temelli öğrenmenin farklı biçimlerini birlikte ele alıyor. [2] Ben buradan kendi planıma şu soruyu taşıyorum: Oyunun her anında aynı miktarda konuşmam ve yönlendirmem gerekiyor mu? Bazen bir soru yeterli olabilir. Bazen de çocuğun neye ihtiyaç duyduğunu anlayabilmek için biraz beklemek.

Skene ve arkadaşlarının 2022 tarihli sistematik incelemesi ve meta-analizi de rehberli oyunun bazı öğrenme sonuçlarında avantaj sağlayabildiğini gösteriyor; bu avantaj bütün sonuçlarda görülmüyor. [3] Ben bu bulguyu, her grubun önüne koyabileceğimiz tek bir yöntem olarak okumuyorum. Yetişkin desteğinin nasıl verildiğini ve çocuğun ne yapabildiğini birlikte düşünmeye çağırıyor.

Kendi planıma sorabileceğim altı soru

Bir sonraki atölyeyi hazırlarken şu soruları planın yanına bırakabiliriz. Hepsine hemen güzel cevaplar bulmak zorunda da değiliz; bazen bir soruda durup kalmak işe yarıyor.

  • Çocuk neyi seçebiliyor? Nesnenin rengini seçmek de bir başlangıç olabilir. Peki, rolüne, izleyeceği yola ya da katılma biçimine ilişkin bir karar verebiliyor mu?
  • Çocuğun önerisi geldiğinde ne oluyor? Önerisini duyduğumuz belli oluyor mu? Akışta yer bulabiliyor mu; bulamıyorsa nedenini birlikte konuşabiliyor muyuz?
  • Aklımdaki cevabı mı bekliyorum? “Başka ne olabilir?” derken gerçekten merak ediyor muyum? Yoksa “Güzel, başka?” diye diye kendi cevabıma mı ulaşmaya çalışıyorum?
  • Denemeye ve yeniden bakmaya yer var mı? İlk fikir hemen işlemeyince farklı bir yol deneyebiliyor muyuz? Bazen aynı fikri sürdürmek istemelerinin nedenini dinleyebiliyor muyum?
  • Herkesin oyuna giriş yolu aynı mı? Konuşmakta zorlanan, önce izlemek isteyen ya da fikrini bir çizimle anlatan çocuğa nasıl yer açabiliriz? İzliyor olmasının nedenini onun adına kararlaştırmadan sorabiliyor muyuz?
  • Ben ne zaman araya giriyorum? Grup desteğe ihtiyaç duyduğu için mi, yoksa sessizliğe ve planın değişmesine ben pek dayanamadığım için mi?

Bu altı soru, okumalarımdan hareketle oluşturduğum düşünme notları. Bir oyunun niteliğini puanlayan, geçerliği sınanmış bir ölçme aracı olarak kullanmıyorum. Kendi seçimlerimizi konuşmaya açmaları yeterli. Atölyedeki Oyun Kontrolü kartları da aynı başlıkları çocukların denedikleri oyunlar üzerinden konuşmaya açıyor.

Üç kutuyla küçük bir deneme

Baştaki kutulara dönelim. Bir çalışmada çocuklardan kırmızı kutuya topları, mavi kutuya blokları koymalarını isteyebiliriz. Bunun bir amacı ve çocuklar için keyifli bir yanı olabilir. O kısa yönergeden yola çıkıp çocukların ne yaşadığına hemen karar veremeyiz.

Aynı kutularla başka bir başlangıç da deneyebiliriz: “Bu kutular üç farklı yere açılıyor. Nereye açıldıklarını birlikte bulalım mı?” Bir kutu gemiye, biri ejderha yuvasına dönüşebilir. Çocuklar oraya kimlerin girebildiğini ve içeride neler olduğunu kurmaya başlar. Ardından, kurdukları dünyaya uygun bir güçlük ekleyebiliriz: Gemide yer kalmadıysa yeni gelen yolcu ne yapacak?

Bu örnekte ilgimi çeken, kutuların daha süslü olması değil; çocukların katkısının devam eden hikâyede karşılık bulması. Geminin nereye gideceğini zaten biliyorsam, gruba hangi kararı gerçekten bırakabileceğimi önceden düşünmem gerekiyor. Belki rotayı, belki yolcuyla kurulacak ilişkiyi.

Yaratıcı drama çemberinde kararlar

Yaratıcı drama çalışmasında elbette bir amacımız ve hazırladığımız bir akış var. Rol ilişkilerini ve karşılaşılacak durumu düşünerek geliyoruz. Bunun içinde çocukların farklı yollar denemesine de yer açabiliriz. Yolcular anlaşamayabilir, ilk çözüm işlemeyebilir, yeni bilgi geldikten sonra biri fikrini değiştirebilir.

Biz planımıza “Grup uzlaşır” yazmışız. Grup henüz bu gelişmeden haberdar değil. O küçük telaşı fark etmek kıymetli geliyor bana. Güvenli sınırlar içinde kaldığımız sürece, hemen toparlamadan önce ne önerdiklerini dinlemeyi deneyebiliriz. Sonrasında “Burada ne oldu?” diye sorduğumuzda beklemediğimiz bir yorumla karşılaşmaya da biraz yer bırakmış oluruz.

Atölyeden çıkarken akılda kalan

Bir çalışmanın ardından “Bugün çocuklar ne yaptı?” diye düşünürken kendi payımı da merak ediyorum: Hangi anda destek oldum, hangi anda sözü fazla uzattım? Çocukların seçtiği bir şey, kurduğumuz deneyimde nasıl yer buldu?

Bu soruların cevabı her seferinde aynı olmayacak. Belki bir sonraki denemede biraz daha az açıklama yapacak, bir öneriyi biraz daha uzun dinleyeceğiz. Çocuklardan doğaçlama bekliyoruz; planımızı da yavaş yavaş alıştırabiliriz.

Bu soruları çocuklarla denemek için

“Çocuk neyi seçebiliyor?” sorusunu bir de çocuklarla düşünmek için “Bu Oyun mu?” adlı ücretsiz atölyeyi hazırladık. Plan, 6–9 yaş / 1–3. sınıf için.

Kurmaca Oyun Arşivi’nde üç oyun tıkanmış. Eğitmen Arşiv Görevlisi, çocuklar Oyun Araştırmacıları rolüne giriyor. Ekipler oyunu deniyor, aksayan yeri buluyor, tek bir değişiklik yapıp yeniden oynuyor. Ardından gelen yeni bilgiyle kararlarını gözden geçiriyorlar.

Yazıdaki seçim ve katılım soruları, burada “Biz bu kuralı değiştirdiğimizde ne oldu?” sorusuyla devam ediyor. Çiz–Anlat çalışmasında çocuklar önemli buldukları noktaları resimle ve isterlerse kısa bir anlatıyla paylaşıyor. Bizim için küçük bir deneme daha: Çözümü hemen söylemeden bekleyebilecek miyiz?

PDF dosyasında adım adım eğitmen yönergeleri ve kullanılacak kartlar var. Üyelik ve e-posta doğrulamasıyla ücretsiz indirebilirsiniz.

Bu Oyun mu? — Ücretsiz atölye planına ulaş

Kaynaklar ve okumaya devam etmek için

Kutulu örnek ve altı soru, bu okumalar üzerine geliştirdiğim uygulama önerileri. Araştırma bulgularıyla bu önerileri aynı şey olarak değerlendirmiyorum.