2010’dan beri drama çalışmalarının içindeyim. Öğretmenlik yapıyor, farklı gruplarla uygulamalar yürütüyor ve Ankara Üniversitesi Yaratıcı Drama Eğitimi tezli yüksek lisans programında öğrenmeye devam ediyorum. Bir yandan makaleler okuyup alanı anlamaya, bir yandan da okuduklarımın uygulamada nasıl karşılık bulduğunu görmeye çalışıyorum.

“Eğitimde drama ile yaratıcı drama aynı şey mi?” sorusu da benim için yalnızca bir sözlük sorusu değil. Atölye planı hazırlarken, bir uygulamadan çıktıktan sonra notlarımı gözden geçirirken ya da aynı türden çalışmaların farklı adlarla anıldığını gördüğümde yeniden karşıma çıkıyor. Kavramların arasına cetvelle bir çizgi çekmek kolay; uygulama başlayınca o çizgi pek uslu durmuyor.

Bu nedenle bu yazıyı kesin tanımlar dağıtan bir metin olarak değil, bir öğrenme ve uygulama notu olarak düşünmek daha doğru. İnci San’ın ve H. Ömer Adıgüzel’in çalışmalarından beslenerek, onların açtığı kavramsal alanı kendi öğretmenlik ve drama uygulamalarımda karşılaştığım sorularla birlikte okumaya çalışacağım.

Bu soru neden aklıma takılıyor?

Yıllar içinde “eğitimde drama”, “yaratıcı drama” ve “eğitimde yaratıcı drama” ifadelerinin bazen birbirinin yerine, bazen de farklı vurgularla kullanıldığını gördüm. Ben de kendi konuşmalarımda ve planlarımda bu kullanımlar arasında zaman zaman gidip geldim. Bu durum yalnızca bana özgü değil; alanın tarihsel gelişimi ve farklı kaynakların kullandığı dil de kavramların birbirine temas ettiğini gösteriyor.

Uygulamada ise adlandırmadan daha somut bir sorunla karşılaşıyorum: Bir çalışmada rol oynama ya da canlandırma bulunması, o çalışmayı kendiliğinden yaratıcı drama yapar mı? Katılımcı yalnızca verilen metni canlandırdığında da aynı kavramı mı kullanmalıyım, yoksa karar verdiği ve kurmacanın yönünü etkilediği süreçlerde başka bir şey mi oluyor?

Bu sorulara kesin bir sınıflandırma yapmak için değil, kendi planlarımı daha dikkatli kurabilmek için dönüyorum. Yazının geri kalanında da hocalarımızın metinlerini bu amaçla okuyacağım: Onları bir tartışmanın tarafı hâline getirmek için değil, benim henüz öğrenmeye devam ettiğim alanı daha iyi kavrayabilmek için.

Buradaki niyetim kavramlara son noktayı koymak değil; okuduklarımın ışığında kendi uygulamama daha iyi sorular sorabilmek.

Hocalarımızın metinlerini okurken

İnci San, “Eğitimde Yaratıcı Drama” başlıklı makalesinde oyun biçimlerinin ve tiyatro tekniklerinin doğaçlama yoluyla eğitim süreçlerinde kullanılmasını ele alır. Grup içi etkileşim, rollerin değişebilmesi, bir durumun yeniden incelenebilmesi ve yaşantı üzerine düşünme makalede öne çıkan noktalardandır (San, 1990). Ben bu metni okurken yaratıcı dramayı yalnızca kullanılan tekniklerle değil, grubun birlikte yaşadığı ve yeniden anlamlandırdığı süreçle düşünmem gerektiğini hatırlıyorum.

H. Ömer Adıgüzel’in 2006 tarihli makalesi ise yaratıcı dramanın kavramını, bileşenlerini ve aşamalarını ayrıntılı biçimde ele alır. Adıgüzel; grup, grup üyelerinin yaşantıları, doğaçlama ve rol oynama gibi teknikler, lider/eğitmen, amaç ve mekân gibi unsurları aynı çerçevede düşünür (Adıgüzel, 2006). Bu çerçeve bana, iyi bir planın yalnızca arka arkaya sıralanmış etkinliklerden oluşmadığını; amaç, grup ve canlandırma süreci arasında bağ kurulması gerektiğini düşündürüyor.

San’ın 2009 tarihli yazısı, yaratıcı drama ile tiyatro/drama arasındaki ilişkiyi ele alırken tiyatronun sanatsal niteliğine saygıyı korur; yaratıcı dramada ise eğitimsel amaç ile hazırlık, rol, oynama, değerlendirme ve düşünme süreçlerinin önemini tartışır (San, 2009). Benim bu metinden aldığım en önemli uyarılardan biri, tiyatroyu ve yaratıcı dramayı birbirinin yerine koymamak kadar, birini diğerinden üstün göstermemek gerektiğidir.

Bu üç metni yan yana okuduğumda elimde hazır bir formül oluşmuyor. Daha değerli bir şey oluyor: Kendi uygulamama dönerken bakabileceğim kavramsal bir zemin oluşuyor. Aşağıdaki ayrım da bu okumadan çıkardığım, şimdilik işime yarayan bir düşünme biçimi; hocalarımızın ortaya koyduğu kesin bir sınıflandırma değil.

Makaleler kuramsal zemini kuruyor; ben ise bir öğretmen ve uygulayıcı olarak bu zeminden kendi planlarıma sorular çıkarmaya çalışıyorum.

Ben bugün bu iki ifadeyi nasıl okuyorum?

Şimdilik “eğitimde drama” ifadesini duyduğumda önce çalışmanın bağlamına ve eğitimsel amacına bakıyorum: Drama hangi öğrenme sürecinde, hangi ihtiyaç için kullanılıyor? “Yaratıcı drama” dendiğinde ise buna ek olarak sürecin nasıl kurulduğunu merak ediyorum: Grup rol ve kurmaca içinde araştırıyor mu, katılımcıların kararları yaşantının yönünü etkiliyor mu, değerlendirme yapılanlara yeniden dönüyor mu?

Bu ayrımı bir tanım olarak değil, kendi planlarımı incelerken kullandığım geçici bir mercek olarak görüyorum. İleride okuyacağım başka kaynaklar ve yaşayacağım yeni uygulamalar bu düşüncemi genişletebilir, hatta değiştirebilir. Yüksek lisans öğrencisi olmanın güzel yanı biraz da bu: Bir kavramı öğrendim deyip rafa kaldırmak yerine, her yeni okumada yeniden elimize almak.

Önceden yazılmış bir sahneyi canlandırmak, iletişim becerisini rol oynama yoluyla denemek ya da bir tiyatro gösterisi hazırlamak kendi amacı içinde değerli olabilir. Benim için mesele bunları bir önem sırasına dizmek değil; yaptığım çalışmanın amacını, yöntemini ve katılımcıya açtığı alanı doğru okuyabilmek.

Bugünkü okuma notum şu: Eğitimsel amaç bana yönü gösteriyor; grubun rol içinde yaptığı seçimler ise yolculuğun gerçekten nasıl yaşandığını düşündürüyor.

Bir sınıf örneği: Yanlış anlaşılan duyuru

Aşağıdaki örnek hocalarımızın makalelerinden alınmış bir etkinlik değil. Öğretmenlikte sıkça karşılaştığımız iletişim ve yanlış anlaşılma durumlarından hareketle, okuduklarımı uygulamaya nasıl taşıyabileceğimi düşünmek için bu yazıda kurduğum küçük bir tasarım denemesi.

Türkçe dersinde amaç, noktalama ve ses tonunun anlamı nasıl değiştirdiğini fark etmek olsun. İlk olarak katılımcılar üç kısa duyuru metnini farklı noktalama ve tonlamalarla okuyabilir, ardından anlam değişikliklerini karşılaştırabilir. Bu çalışma açık ve işlevli bir öğrenme etkinliği olabilir; fakat henüz katılımcıların kararlarının kurmaca içinde bir sonuç doğurması gerekmeyebilir.

Çalışmayı rol ve karar yönünden genişletmek istersem okul radyosunun yayın ekibini kurabilirim. Yayın sorumlusu, etkinliği bekleyen öğrenci temsilcisi ve güvenlik gerekçesini açıklayan öğretmen, iptal edilen bir bahçe etkinliği için duyuru hazırlamak zorunda olsun. İlk duyuru iki grup tarafından farklı anlaşılınca roller metni yeniden kursun; noktalama, vurgu ve sözcük seçiminin insanları nasıl etkileyebileceğini canlandırarak sınasın.

Değerlendirmede yalnızca “Doğru noktalama hangisiydi?” sorusuna dönmem. “Hangi ifade belirsizlik yarattı?”, “Kimin ihtiyacını önceledik?” ve “Aynı bilgi farklı bir tonda verilince ilişki nasıl değişti?” sorularını da gruba açarım. Böyle bir düzenleme, benim bugünkü okumama göre, ders kazanımı ile katılımcının rol içindeki kararı arasında daha güçlü bir bağ kurabilir.

Bu örnek bir araştırma bulgusu ya da hazır atölye reçetesi değil; okuduklarımı uygulama diline çevirmek için oluşturduğum bir tasarım denemesidir.

İkinci bir deneme: Kütüphanedeki tek boş oda

Bir başka örnekte amaç, ortak bir kaynak hakkında karar verirken farklı ihtiyaçları görebilmek ve gerekçe üretebilmek olsun. Roller; kütüphane görevlisi, sınava hazırlanan gençler, küçük çocuklarla gelen bakım verenler, tekerlekli sandalye kullanan bir mahalle sakini ve prova alanı arayan bir topluluk olabilir. Her rolün aynı odaya ilişkin farklı ama savunulabilir bir ihtiyacı vardır.

Görüşme sürerken gruba yeni bilgiler verilebilir: Oda haftanın yalnızca üç günü kullanılabilecek, ses yalıtımı yoktur ve girişteki dar eşik erişimi engellemektedir. Böylece grup tek bir “iyi fikir” bulmaya çalışmak yerine, önerilerin kimleri içeri aldığını ve kimleri dışarıda bıraktığını rol içinde araştırabilir.

Ben bu akışı kısa rol hazırlığı, ilk önerilerin canlandırılması, yeni bilgi kartı, karar toplantısı, seçilen planın bir hafta sonrasını gösteren donuk imge ve değerlendirme biçiminde kurmayı deneyebilirim. Değerlendirmede “Kararımız hangi bilgiyle değişti?”, “Kimin sözü geç duyuldu?” ve “Erişim gereksinimini baştan bilseydik neyi farklı yapardık?” sorularına dönebilirim.

Bu örnek de kaynaklarda aynen yer almıyor; alan yazınındaki grup, rol, doğaçlama, karar ve değerlendirme tartışmalarından beslenerek bu yazı için oluşturduğum bir uygulama düşüncesi. Gerçek bir grupta kullanmadan önce yaş, deneyim, erişim, duygusal güvenlik ve süre bakımından yeniden düzenlenmesi gerekir.

Kendi planıma dönerken sorduğum altı soru

Aşağıdaki sorular hocalarımızın makalelerinden alınmış bir ölçek değil. Okuduklarımı kendi uygulamalarım açısından düşünürken oluşturduğum bir kontrol notu. Başka bir eğitmenin çalışmasına uzaktan not vermek için değil, önce kendi planıma dönüp bakmak için kullanıyorum:

  • Eğitimsel amaç, katılımcının kurmaca içinde yaptığı hangi eylemde görünür oluyor?
  • Rol, yalnızca bir karakter adı mı; yoksa bakış açısını, ilişkiyi ve kararı değiştiriyor mu?
  • Katılımcının seçimi gerçekten bir şeyi etkiliyor mu, yoksa sonuç baştan belli mi?
  • Doğaçlama ve kullanılan teknikler araştırmayı derinleştiriyor mu, yoksa yalnızca art arda mı sıralanıyor?
  • Değerlendirme, yaşanan deneyime dönüyor mu; farklı anlamların konuşulmasına izin veriyor mu?
  • Yaş, deneyim, erişim ve duygusal güvenlik için hangi uyarlamalar gerekiyor?

Sonuç: Benim bugün durduğum yer

Bu okumadan sonra “eğitimde drama” ile “yaratıcı drama” için tek kelimelik bir eşitlik ya da ayrılık işareti koyamıyorum. Eğitimde drama ifadesi bana bağlamı ve amacı; yaratıcı drama ifadesi ise bu amaç doğrultusunda kurulan grup yaşantısının niteliğini daha dikkatli düşünmeyi hatırlatıyor. Fakat bunun, hocalarımızın metinlerinden çıkan değişmez bir formül değil, benim bugünkü okuma biçimim olduğunu özellikle belirtmek isterim.

San’ın ve Adıgüzel’in çalışmaları benim için bir tartışmada kullanılacak dayanaklardan çok, alanı anlamaya devam ederken dönüp yeniden okuyacağım kaynaklar. Uygulamalarım ise bu okumaları sınadığım, bazen yeni sorularla karşılaştığım ve düşüncemi gözden geçirdiğim yer.

Belki ileride başka bir makale ya da başka bir atölye deneyimi bu yazıdaki bazı cümleleri yeniden kurmama neden olacak. Bundan rahatsız değilim. Öğrenmenin ve uygulayıcı olmanın doğal tarafı da bu sanırım: Bildiğimizi göstermekten çok, neyi neden yaptığımızı biraz daha iyi anlamaya çalışmak.

Bu yazının vardığı yer bir hüküm değil: Kaynaklardan beslenmek, uygulamada dikkatle denemek ve yeni sorular çıktığında yeniden düşünmek.