Oyuncu iki kapıyı gösteriyor ve salona soruyor: “Kahraman hangisinden geçsin?” Çocukların elleri havada, birkaç kişi sahneye çağrılıyor, alkışlar yükseliyor. Program metninde bu bölümün karşısına rahatlıkla “katılımcı” yazabiliriz. Peki çocukların cevabı oyunda hiçbir şeyi değiştirmiyorsa, yalnızca en yüksek ses duyuluyorsa ve sahneye çıkmak istemeyen çocuk için başka bir karşılık yolu yoksa, tam olarak neye katılmış oluyorlar?

Bu soruyu etkileşimli tiyatronun değerini küçültmek için sormuyorum. Tam tersine, çocuk seyirciyle kurulan ilişkinin yalnızca sahneye kaç kişinin çıktığıyla ölçülemeyecek kadar zengin olduğunu düşünüyorum. Bazen bir seçim yapmak, bazen bir hareketi birlikte kurmak, bazen de koltuğunda sessizce izleyip oyunun anlamını kendi içinde dönüştürmek katılımın farklı yüzleri olabilir.

Aşağıdaki notlar; Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 12. ve 31. maddeleri, Laura Lundy’nin çocuk katılımı modeli, Tom Maguire’ın genç izleyiciler için tiyatro üzerine incelemesi ve Matthew Reason’ın çocukları etkin seyirciler olarak ele alan araştırmalarından besleniyor. Bu kaynakların hiçbiri tek başına “katılımcı çocuk tiyatrosu böyle yapılır” reçetesi vermiyor. Benim yaptığım, söylediklerini birbirine karıştırmadan sahne pratiğine sorular taşıyan bir okuma denemesi.

Katılım deyince aynı anda üç ayrı kapı açılıyor

Çocuk tiyatrosunda “katılım” sözcüğü en az üç farklı durumu anlatabiliyor. Birincisi erişim: Çocukların nitelikli sanatla karşılaşabilmesi, kültürel yaşama girebilmesi ve orada kendine yer bulabilmesi. İkincisi gösteri içindeki etkileşim: Oyuncunun sorusuna cevap vermek, bir ritmi sürdürmek, seçim yapmak ya da sahneye çıkmak. Üçüncüsü ise görüş ve etki: Çocukların oyunun geliştirilmesinde, programlanmasında veya değerlendirilmesinde söylediklerinin yetişkinlerin kararlarına ulaşması ve gerektiğinde o kararları değiştirebilmesi.

Bu üç kapı birbirine açılabilir ama biri diğerinin kanıtı değildir. Ücretsiz bir bilet erişimi artırabilir; oyunun estetik dünyasında çocuğun kendini temsil edilmiş hissetmesini garanti etmez. Sahneye davet etme etkileşim yaratabilir; çocuğun fikrinin dinlendiğini göstermez. Gösteri sonunda geri bildirim toplamak ses verebilir; o sesin nereye ulaştığı bilinmiyorsa etki hâlâ belirsiz kalır.

Benim ilk uygulama notum bu yüzden basit: “Katılımcı” derken hangi kapıyı kastettiğimi önce kendim bilmeliyim. Yoksa farklı düzlemleri tek bir neşeli fotoğrafın içinde eritmek kolaylaşıyor.

Koltuğunda kalan çocuk gerçekten pasif mi?

Tiyatro salonunda sessiz duran bir çocuğa dışarıdan bakınca hiçbir şey yapmıyormuş gibi gelebilir. Oysa seyretmek; dikkatini seçmek, bir karakterin niyetini tartmak, olacakları tahmin etmek, ses ile görüntüyü bir araya getirmek ve gördüğüne kendi yaşantısından anlam taşımak demek olabilir. Bu etkinlik her zaman el kaldırma, konuşma veya bedensel hareket biçiminde görünmez.

Matthew Reason, genç izleyicilerle yürüttüğü araştırmalarda çocukları yetişkinlerin sorularına doğru cevabı veren küçük denekler olarak değil, kendi tiyatro deneyimlerinin anlamı üzerine düşünebilen etkin araştırma ortakları olarak ele alıyor. Gösteriden sonra çizim, hatırlama ve atölye çalışmalarıyla açılan anlamlar, çocuğun oyun sırasında kurduğu ilişkinin yalnızca görünür tepkiden ibaret olmadığını düşündürüyor. Bu çalışma sahne üstü etkileşimi inceleyen bir yöntem değil; benim buradan çıkardığım not, seyirciliği edilgenlikle eşitlememek.

Dolayısıyla etkileşimli bir kurgu, etkileşimsiz bir oyundan kendiliğinden daha iyi değildir. Bazı oyunlar çocukların seçimleriyle yol alır; bazıları ise kesintisiz bir anlatı, görüntü veya ritim içinde güçlü bir karşılaşma kurar. Mesele bütün oyunları aynı biçime sokmak değil, seçilen biçimin çocuk seyirciyi küçümsemeden neye davet ettiğini açıkça görebilmek.

Sessiz seyretmek katılımın yokluğu olmayabilir; sahneye çıkmak da tek başına katılımın varlığını kanıtlamaz.

Hak çerçevesi bir sahne yönergesi değildir

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 31. maddesi, çocuğun kültürel ve sanatsal yaşama serbestçe katılma hakkını tanır ve bu alanda uygun, eşit fırsatların desteklenmesini ister. 12. madde ise çocuğun kendisini etkileyen konularda görüşünü özgürce ifade edebilmesini ve bu görüşe yaşı ile olgunluğuna uygun ağırlık verilmesini güvence altına alır.

Bu maddeler, “Her çocuk oyun sırasında sahneye çıkarılmalıdır” ya da “Her tercih olay örgüsünü değiştirmelidir” demez. Bir tiyatro tekniği tarif etmek yerine yetişkinlerle çocuklar arasındaki ilişkinin yönünü değiştirir: Çocuğu yalnızca kendisi için içerik üretilen bir alıcı olarak değil, kültürel yaşamın hak sahibi öznesi olarak görmeyi ister.

ASSITEJ International’ın çocuklar ve gençler için tiyatro manifestosu da erişim ile karar süreçlerine katılımı yan yana getiriyor. Benim okuma notum şu: Biletin çocuğa ulaşması, temsilin ona hitap etmesi ve görüşünün duyulması aynı yolun farklı durakları. Birini yaptığımızda diğerlerini tamamlanmış sayamayız.

Lundy’nin dört sözcüğünü tiyatroya bir mercek olarak taşımak

Laura Lundy, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 12. maddesini yalnızca “çocuğa söz vermek” diye okumamanın yollarını ararken dört öğe öneriyor: alan, ses, dinleyici ve etki. Bu model çocuk tiyatrosu için geliştirilmiş bir puanlama ölçeği değil. Yine de bir davetin dekor mu yoksa ilişki mi kurduğunu düşünürken kullanışlı bir mercek sunuyor.

Soru sormak “ses” için bir başlangıç olabilir; fakat dinleyen ve karşılığını görünür kılan bir yapı yoksa katılım tamamlanmış sayılmaz.
  • Alan: Çocuk görüşünü oluşturup ifade edebileceği gerçek ve kapsayıcı bir imkân buluyor mu? Sahneye yaklaşmak istemeyen için de bir yol var mı?
  • Ses: Çocuk, kendisi için anlamlı yollarla karşılık verebiliyor mu? Sözün yanında hareket, işaret, çizim, seçim kartı veya yalnızca izleme de mümkün mü?
  • Dinleyici: Verilen karşılık onu duyabilecek kişiye ulaşıyor mu, yoksa alkışın içinde kaybolup gidiyor mu?
  • Etki: Çocuğun söylediğinin oyunda, sonraki gösteride ya da kurumun kararında nerede iz bıraktığı görülebiliyor mu? Her görüşün uygulanması gerekmez; fakat ne yapıldığı veya neden yapılamadığı anlaşılır olmalı.

Yetişkinlerin çok büyük gölgesini fark etmek

Tom Maguire, genç izleyiciler için tiyatronun çoğunlukla yetişkinler tarafından başlatıldığını ve kurulduğunu hatırlatıyor: Çocuğun hangi oyuna gideceğine, nerede oturacağına, ne zaman sessiz kalacağına ve hangi tepkinin uygun sayılacağına yetişkinler karar veriyor. Bu durum yetişkin emeğini değersizleştirmiyor; fakat katılımdan söz ederken gücün kimde toplandığını görünür kılıyor.

Maguire’ın aktardığı örneklerde çocukların estetik ölçütlerinin yetişkinlerinkinden farklı olabileceği; bu farkın daha eksik bir yargı anlamına gelmediği görülüyor. Çok küçük çocukların bakışı, yüz ifadesi, seslenmesi veya başka bir çocuğun tepkisine yönelmesi de seyir ilişkisine dair bilgi taşıyabiliyor. Öğretmenin her sesi hemen susturması, tam da anlamaya çalıştığımız karşılığı görünmez kılabilir.

Yazıdaki en çarpıcı ayrıntılardan biri, çocuk danışma grubuna katılan bazı çocukların verdikleri geri bildirimin ardından ne olduğunu bilmemesi. Onlara alan açılmış, görüşleri sorulmuş ve yetişkin bir dinleyiciye ulaşmış; fakat etkinin izi görünür değil. Bu örnek bana, gösteri sonunda “Fikrinizi yazın” demenin neden tek başına yetmeyebileceğini anlatıyor.

Küçük bir tasarım denemesi: Kayıp Harita

Aşağıdaki örnek kaynaklarda yer alan hazır bir oyun değil; aynı sahne davetinin iki farklı biçimde nasıl çalışabileceğini görmek için bu yazıda kurduğum küçük bir deneme.

İlk biçimde oyuncu elindeki haritayı açıyor: “Kahraman sağdaki yola mı, soldaki yola mı gitsin?” Salon bağırarak seçim yapıyor. Oyuncu en yüksek sesi sağ yol olarak duyuruyor; ancak hangi yol seçilirse seçilsin ezberlenmiş aynı sahne oynanıyor. Çocuklar coşkuyla katılmış olabilir ve bu an oyunun ritmine gerçekten hizmet edebilir. Yine de kararın sonucu olmadığı için bunu çocukların olay örgüsü üzerinde etkisi diye adlandırmak doğru olmaz.

İkinci biçimde ekip, iki seçimin de kısa ama gerçek bir dramatik sonucunu önceden çalışıyor. Çocuklar sesle, renkli bir kartla veya el hareketiyle tercihini gösterebiliyor; yalnızca izlemek isteyenler de seçime zorlanmıyor. Seçilen yol kahramanın karşılaşmasını değiştiriyor ve oyuncu bu değişimi görünür kılıyor. Gösteri sonrasında çocuklar “Haritaya hangi üçüncü yolu eklerdin?” sorusuna çizerek ya da konuşarak cevap verebiliyor. Ekip, bu cevaplardan hangilerinin sonraki geliştirme çalışmasına taşındığını daha sonra kısaca paylaşıyor.

İkinci biçim her oyun için otomatik olarak daha iyi değil. İki olasılığı taşımak anlatının ritmini dağıtıyorsa, yaş grubunun dikkatini gereksiz yere bölüyorsa veya kurulan estetik dünyaya uymuyorsa gösteriş uğruna eklenmemeli. Asıl fark, davetin ne vaat ettiği ile gerçekten ne yaptığı arasındaki açıklıkta.

Gösteriden önce, sırasında ve sonra sorabileceğim altı soru

Bu soruları bir kalite sertifikası gibi değil, kendi tasarım kararlarımı konuşmaya açan kısa bir kontrol olarak görüyorum. Hepsine her oyunda aynı cevabı vermek gerekmiyor.

  • Davet gerçek bir seçim mi, yoksa önceden verilmiş cevabı çocukların ağzından duyma yolu mu?
  • Çocuk daveti geri çevirebilir mi; sahneye çıkmadan karşılık verebileceği anlamlı bir seçenek var mı?
  • Yalnızca en hızlı, en yüksek sesli veya yetişkinin seçtiği çocuklar mı görünür oluyor?
  • Söz dışında hareket, işaret, çizim, nesne seçimi veya gösteri sonrası hatırlama gibi başka ifade yolları var mı?
  • Çocuğun karşılığı oyunda ya da daha sonraki kararlarda neyi etkiliyor; bu etki ona nasıl geri bildiriliyor?
  • Katılım biçimi oyunun estetik dünyasını ve temposunu güçlendiriyor mu, yoksa yalnızca “etkileşimli” görünmek için mi eklenmiş?

Sahnedeki çocuk sayısından daha geniş bir ölçü

Katılımı gürültü, el sayısı veya sahneye çıkan çocuk sayısıyla ölçtüğümde ilişkinin büyük bölümünü kaçırabilirim. Bir çocuk kahramanın seçimini tartarken, başka biri oyunun ritmine bedeniyle karşılık verirken, bir diğeri gösteriden sonra çizdiği resimle yetişkinlerin hiç düşünmediği bir ayrıntıyı görünür kılarken oyunun ortağı olabilir.

Bunun karşısında, her çocuk tiyatrosunu açık uçlu ve ortak yazılan bir gösteriye dönüştürme zorunluluğu da yok. Bazen sanatçının özenle kurduğu dünyayı kesintisiz izleyebilmek başlı başına değerli bir deneyimdir. Çocuk seyirciye saygı, yalnızca mikrofon uzatmak değil; onun dikkatini, sessizliğini, itirazını, hayal gücünü ve farklı estetik yargısını ciddiye almaktır.

Benim çantama kalan ölçü şimdilik şu: Çocuğun sanatla karşılaşması için bir alan var mı, karşılık verebileceği yollar açık mı, söylediği bir yere ulaşıyor mu ve uygun olduğunda bir şeyi etkileyebiliyor mu? Sahneye davet bu ilişkinin güçlü araçlarından biri olabilir. Fakat araç ile amacı birbirine karıştırmadığımızda, çocuk tiyatrosundaki katılımı daha dürüst ve daha yaratıcı biçimlerde düşünebiliriz.

Mesele her çocuğu sahneye çıkarmak değil; her çocuğu oyunun dünyasında ciddiye almak.