İnci San’ın adını yaratıcı dramayla birlikte anmak, onun çalışmalarına açılan değerli bir kapı. O kapıdan biraz ilerleyince sanat eğitimi, çocukluk, tiyatro ve müzeyle karşılaşıyoruz. Bu anma yazısında, hepsini anlatmış olma iddiasına kapılmadan birkaç metnine yeniden dönmek istiyorum.
16 Eylül 2021’de aramızdan ayrılan İnci San’ı beşinci yılında saygıyla anıyorum. Kendisiyle tanışma şerefine erişmiş olmak benim için kıymetli; drama alanındaki yüksek lisans öğrenimim sürerken, yazılarına dönmek kendi uygulamalarıma yeni sorular yöneltmeme yardımcı oluyor.
Bu yazı, Çemberde İz Bırakanlar dizisinin ilk portresi. Dizide drama, tiyatro ve eğitim alanlarına farklı biçimlerde katkı sunan kişileri, kendi çalışmalarından ve doğrulanabilir kaynaklardan hareketle tanımaya çalışacağız. Buradaki yaşam öyküsü bilgileri kaynaklara; metinlerin bende bıraktığı sorular ise bana ait.
Sanat eğitiminden açılan yol
Oluşum Drama’nın yayımladığı yaşam öyküsüne göre İnci San, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde önce Alman Dili ve Edebiyatı, ardından Sanat Tarihi ve Arkeoloji öğrenimi gördü. 1974’te tamamladığı doktora çalışması “Sanatsal Yaratma ve Çocukta Yaratıcılık” başlığını taşıyordu. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi de kurumsal kaydında San’ın 1967–2000 yılları arasında fakültede görev yaptığını belirtiyor.
Bu iki bilgiye birlikte bakınca, yaratıcı drama çalışmalarını yalnızca bir yöntem arayışı olarak okumanın bana yetmediğini fark ediyorum. Sanatla öğrenme arasındaki ilişkiyi uzun zamandır düşünen bir akademisyenin metinlerini okuyorum. Bu genişliği aklımda tutmak, bir drama etkinliğini yalnızca “hangi kazanımı verir?” sorusuyla değerlendirdiğim anları da yeniden düşünmeme yol açıyor.
Sanat eğitimini yaşamla birlikte düşünmek
San, “Evrim İçinde Sanat Eğitimi Politikaları” yazısının son bölümünde sanat eğitiminin değişen yaşamla bağını tartışıyor. Sanatçı yetiştirme ve sanat yoluyla eğitim amaçlarını karşı karşıya koymadan; sanat, eğitim ve toplumsal-kültürel koşullar arasındaki ilişkilere dikkat çekiyor (San, 1992, s. 652).
Aynı yazıda, çocukların toprak üzerine sorulara verdikleri farklı yanıtlar da yer alıyor. San bu düşüncelerin yaratıcı drama yoluyla canlandırılıp öykülendirilmesine değiniyor (s. 651–652). Benim burada durup düşündüğüm şey, çocuğun sözünün yalnızca doğru-yanlış cevaba dönüşmemesi. Çocuğun kurduğu anlamı duyup onunla ne yapabileceğimize bakmak, bana hâlâ üzerinde çalışmam gereken bir alan gibi geliyor.
Kendi planıma döndüğümde şunu sormak istiyorum: Çocukların bir nesne veya yer hakkında kurduğu beklenmedik bağlantılar, hazırladığım akışı gerçekten değiştirebiliyor mu? Bu soru San’ın cümlesi değil; metni okuduktan sonra kendi defterime aldığım not.
1982’yi bir başlangıç hikâyesinden daha geniş okumak
Perihan Korkut’un Türkiye’de yaratıcı dramanın gelişimini ele aldığı alan raporu, İnci San ile Tamer Levent’in 1982’de başlayan çalışmalarını önemli bir dönüm noktası olarak anlatıyor. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesindeki öğrenci gruplarıyla yürütülen uygulamalar ve 1985’teki ilk uluslararası seminer, bu anlatıda birbirini izleyen adımlar (Korkut, 2018, böl. 2 ve 2.1).
Korkut’un metninde eğitimde dramatizasyonun daha eski örnekleri de var. Bu yüzden ben 1982’yi, öncesinde hiçbir şey yokmuş gibi okumamaya çalışıyorum. Daha eski birikimle yeni karşılaşmaların, sanatçıların emeğiyle akademik çalışmanın yan yana geldiği bir eşik olarak düşünmek bana daha anlamlı geliyor.
Bu hikâyeyi okurken aklımda kalan, tek bir parlak fikirden çok çalışmanın sürmesi: Birlikte denemek, yazmak, yeniden buluşmak. İnci San’ın katkısını anarken Tamer Levent’in ve farklı kuşaklardan araştırmacıların, eğitmenlerin, sanatçıların emeğini de görünür tutmak istiyorum.
Dönüp yeniden okuduğum bir cümle
“Sanat ve Yaratıcılık Eğitimi Olarak Tiyatro” metninin sonunda San şöyle yazıyor: “Sonuç, tiyatronun okullaştırılmasını değil, okulun tiyatrolaşmasını getirmelidir” (San, 1985, s. 112).
Metnin ilk sayfasındaki not, bildirinin 30 Mart 1985’te Gençlik Tiyatrosu Sempozyumu’nda sunulduğunu belirtiyor. Son paragrafta ise okullara ve gençlere katkı sunacak pedagojik tiyatrodan söz ediliyor. Cümleyi bu bağlamıyla okumak, onu tek başına dolaşan bir slogana çevirmemek açısından değerli.
Ben bu ifadeyi okuduğumda kendi sınıfımı düşünüyorum: Öğrenci yalnızca verilen sözü mü söylüyor, yoksa bir durumu rol içinde araştırabiliyor mu? Hazırladığım bir karşılaşmada başka bir yol deneyebiliyor mu? Bunlar San’ın cümlesine getirdiğim kişisel okuma; onun bütün düşüncesinin özeti olduğunu ileri süremem.
Tiyatro ile pedagojiyi birlikte öğrenmek
San’ın 2006 tarihli “Tiyatroya Rağmen Yaratıcı Drama” yazısının özünde, drama ile tiyatronun karşı karşıya getirilmesi yerine iki alanın birbirinden öğrenmesi vurgulanıyor. Drama alanında çalışanların tiyatro bilgisini artırması, tiyatrocuların da pedagojik boyutla ilişki kurması gerektiğini belirtiyor (San, 2006).
2008’deki “Adlandırmayı Değiştirmeyelim” yazısında ise tiyatronun seyirciyle ilişkisi ile yaratıcı dramanın süreç içindeki yapısını ayırıyor; pedagojiyi yaratıcı dramanın içkin bileşeni olarak ele alıyor (San, 2008). Bu, San’ın kavramsal yaklaşımı. Benim bu iki metni birlikte okurken anladığım, alanların yakınlığını görmekle aralarındaki farkları silmenin aynı şey olmadığı.
Kendi öğrenme yolum için buradan küçük ama zor bir ödev çıkarıyorum: Bir tekniğin adını bilmenin yanında neden, kiminle ve hangi ilişki içinde kullanıldığını da düşünmek. Bazen planın en kısa yönergesi, arkasında en çok okuma gerektiren yer olabiliyor.
Müze, kitaplar ve birlikte çalışma
Oluşum Drama’nın yayın listesinde “Sanatsal Yaratma ve Çocukta Yaratıcılık”, “Sanat Eğitimi Kuramları” ve “Sanat ve Eğitim” kitaplarının yanında editörlüğünü üstlendiği “Drama–Maske–Müze” de bulunuyor. Aynı yaşam öyküsü, ASSITEJ Türkiye, Çağdaş Drama Derneği ve Sanat Eğitimcileri Derneğinin kuruluşlarındaki görevlerine yer veriyor. Kaynak, yaşamının önceki bir dönemine ait olduğu için oradaki “halen” gibi ifadeleri bugüne taşımıyorum.
Bu çalışmaları yan yana görünce müzede yapılabilecek küçük bir karşılaşmayı hayal ediyorum: Bir nesnenin nasıl kullanıldığını anlatmadan önce, onu kullanan kişinin neye ihtiyaç duymuş olabileceğini birlikte araştırmak. Sonra tahminlerimizle nesneye ilişkin tarihsel bilgiyi karşılaştırmak. Bu, San’dan aldığım hazır bir etkinlik değil; yayınlarının bende uyandırdığı bir tasarım sorusu. Müzedeki gerçek bilgiyi kurmacadan ayırma sorumluluğu da bize ait.
Kitaplar ve kurumlar listesinin bende bıraktığı düşünce şu: Bir alanda öğrenme yalnız başına okumakla bitmiyor. Birbirimizin sorularını duyacağımız, çalışmalarımızı tartışacağımız yerlere de ihtiyaç duyuyoruz. İnci San’ın emeğine bu ilişkiler üzerinden de bakmak istiyorum.
19 Eylül’de anma buluşması
Çağdaş Drama Derneği, İnci San’ı aramızdan ayrılışının beşinci yılında anmak üzere 19 Eylül 2026 Cumartesi günü saat 11.00’de Cebeci Asri Mezarlığı’nda bir buluşma duyurdu. Afişte mezar yeri 78/89 olarak belirtiliyor.
16 Eylül, İnci San’ın ölüm yıl dönümü; 19 Eylül ise derneğin düzenlediği anma buluşmasının tarihi. Katılmayı düşünenler güncel bilgileri Çağdaş Drama Derneğinin kaynaklar bölümünde bağlantısını verdiğim özgün duyurusundan takip edebilir.
Anmanın yanında bir okuma
Bu yazıyı bitirirken İnci San’ın çalışmalarını bütünüyle anlattığımı düşünmüyorum. Yaptığım, birkaç metnine dönmek ve oradan kendi uygulama defterime sorular almak. Kaynaklara yeniden ulaşabilmek için yazının sonuna doğrudan bağlantılarını ekledim.
Benim anma için seçtiğim küçük adım, bir metni yeniden okumak ve hemen kullanacağım bir alıntı aramadan üzerinde durmak. Hangi soruyu açıyor, hangi bağlamda konuşuyor, bende neyi yeniden düşündürüyor? Öğrenme yolculuğumda onun çalışmalarına böyle dönmek istiyorum.
Sanat eğitimi ve yaratıcı drama alanlarına verdiği emek için İnci San’ı saygı ve teşekkürle anıyorum.
- Çocuğun beklenmedik bir önerisi, tasarladığım çalışmada nerede yer bulabiliyor?
- Tiyatro ile pedagojiyi birlikte düşünmek için hangi bilgimi geliştirmem gerekiyor?
- Okuduğum bir metni aktarırken kaynağın sözüyle kendi yorumumu yeterince ayırıyor muyum?


