Ömer Adıgüzel, Türkiye’de yaratıcı dramanın gelişimine yön veren, uluslararası drama çalışmalarına da katkı sunan saygın bir eğitimci ve bilim insanı. Eserleri, yetiştirdiği eğitmenler ve yıllara yayılan emeği, nitelikli drama eğitiminin güçlü dayanakları arasında yer alıyor. Yaratıcı drama tarihinde altın değerinde bir yere sahip. [1–3]
Onun emeği, kitapları ve dersleri aracılığıyla olduğu kadar, yetiştirdiği eğitmenlerin çalışmalarında da yaşamaya devam ediyor. Türkiye’de drama eğitimini nitelikli biçimde sürdürmeye çalışan pek çok eğitmenin öğrenme yolunda, doğrudan ya da dolaylı olarak Ömer Adıgüzel’in katkısı var. Kimi öğrencisi olarak, kimi eserlerini okuyarak, kimi de bu birikimi kendi eğitimine taşıyan bir eğitmenden öğrenerek karşılaşıyor onun emeğiyle.
Öğrencisi olma şansına sahibim. Bu, benim için hem mesleki hem kişisel açıdan çok değerli. Ömer Hoca, kendi kişisel tarihimde de önemli bir yeri olan bir öğretmen. Bu yazıyı, yaratıcı drama alanının ortak birikimine yön veren bir hocaya, öğrencisinin duyduğu saygı ve teşekkürle yazıyorum.
Öğrencisi olma şansı

Ömer Adıgüzel, yaratıcı drama alanındaki birikimini öğretmenliğiyle de çoğaltan, çok iyi bir öğretmen. Derslerinde paylaştığı her söz, yılların bilgisini ve deneyimini taşıyor; dikkatle dinlemeyi ve üzerinde düşünmeyi hak ediyor. Kavramları açıklarken ve yaratıcı drama üzerine düşünürken kurduğu cümleler, kıymetli bir öğrenme imkânı sunuyor.
Öğrencisi olmak, mesleki gelişimimde olduğu kadar kişisel tarihimde de değer taşıyor. Ömer Hocanın emeğinden doğrudan yararlanabilmek, kendi eğitmenliğimi düşünürken başvurabildiğim bir öğrenme bağı kuruyor. Öğretmenliğine duyduğum saygı, yaratıcı drama alanındaki birikimine duyduğum saygıyla birlikte büyüyor.
Ömer Hocamın derslerde sıkça söylediği bir cümle hep aklımda:
“Hiçbir öykü sıfır noktasından başlamaz…”
Bu söz, bir öyküde karşılaştığımız kişilerin, ilişkilerin ve durumların bir geçmişi olduğunu hatırlatıyor bana. Kendi eğitmenlik yolculuğuma bakarken de benzer bir bağ görüyorum: Bugün bildiklerimde ve kurduğum çemberlerde, benden önce emek veren öğretmenlerin izi var. Ömer Hocanın emeği de bu yolculuğun çok kıymetli bir parçası.
Eserlerini okurken ve eğitmenlik üzerine düşünürken dönüp sorduğum sorular, bu öğrenme ilişkisinin içinde yer alıyor: Neye hazırlanıyoruz? Canlandırmada neyi araştırıyoruz? Değerlendirmede hangi deneyime dönüyoruz?
Akademi ile atölye arasında bir çalışma birikimi
Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesindeki akademik yaşamı 1990’a uzanan Adıgüzel, üniversitenin yaratıcı drama lisansüstü programının yürütücülerinden biri. Sanat eğitimi, yaratıcı drama, kültür pedagojisi ve müze eğitimi çalışma alanları arasında yer alıyor. Çağdaş Drama Derneğinin genel başkanlığını 2003–2021 yılları arasında yürütmüş olması da bu birikimin akademik çalışmalarla birlikte örgütlü bir eğitim alanı içinde geliştiğini gösteriyor. Berlin, Hannover ve Exeter’de yürüttüğü araştırmalar, çalışmalarının uluslararası boyutunu da ortaya koyuyor. Eğitimde Yaratıcı Drama kitabının 2014’te TÜBA Telif Eserler Özendirme Ödülü ile Nafi Atuf Kansu Eğitbilim Araştırma Ödülü’nü alması, bu birikimin eğitim ve bilim alanındaki karşılığını da gösteriyor. [1]
Bu iki çalışma ortamının yan yana durması eğitmenlik açısından anlamlı. Kuramsal bir kavramı açıklayabilmek, grupta karşılaştığımız bir durumu anlamamıza yardımcı olabilir. Bir atölyede yaşanan güçlük de yeniden araştırmamız gereken bir soru doğurabilir. Adıgüzel’in eserleri, bu karşılıklı ilişkiyi düşünmek için zengin bir başlangıç sunuyor.
Kavramları açıklığa kavuşturmak
Adıgüzel’in 2006 tarihli “Yaratıcı Drama Kavramı, Bileşenleri ve Aşamaları” makalesi; grup üyelerinin yaşantı ve birikimlerinden hareketle, doğaçlama ve rol oynama gibi tekniklerle kurulan canlandırmayı tanımın merkezine alır. Eğitmen, grup, konu ve mekân arasındaki ilişkiyi de çalışmanın yapısı içinde ele alır. [2]
Makaledeki aşama önerisi, eğitmen adaylarının planlama sırasında yaşadığı kavram karışıklıklarıyla ilişkilidir. Hazırlık–ısınma, canlandırma ve değerlendirme–tartışma; çalışmanın amacına göre birbirini destekleyen bir bütün içinde düşünülür. Isınmada grubu sonraki yaşantıya hazırlamak, değerlendirmede ise ortaya çıkan deneyimi ve öğrenmeyi ele almak önem taşır. [2, ss. 25–27]
Bu çerçeveyi kendi planımıza taşıdığımızda, sevdiğimiz her oyunun aynı çalışmada yer bulması gerekmiyor. Örneğin birlikte karar verme üzerine bir atölye hazırladığımızı düşünelim. Başlangıçtaki etkinlik, birbirimizin işaretlerini fark etmeyi gerektiriyorsa sonraki canlandırmanın dinleme ihtiyacına bir kapı açabilir. Yalnızca çok hareketli olduğu için seçtiğimiz başka bir oyunun o günkü işlevini ise ayrıca düşünmemiz gerekir.
Burada benim kendime soracağım soru şu: Bu etkinlik, bu grubun çalışmasında hangi işi görüyor? Cevabı bazen hareketlenmek, bazen tanışmak, bazen ortak bir dikkat kurmak olabilir. Önemli olan, seçimin gerekçesini görebilmek ve sonraki bölümle ilişkisini kurabilmek.
Alanın hafızasını tutmak
“Türkiye’de Eğitimde Yaratıcı Dramanın Yakın Tarihi” başlıklı 2008 makalesi, alanın gelişimini kişiler, kurumlar, eğitim programları, seminerler ve akademik çalışmalar üzerinden izler. İnci San ile Tamer Levent’in 1982’deki buluşması, 1985’teki uluslararası seminer ve Çağdaş Drama Derneğinin çalışmaları bu anlatıda yer alır. [3]
Adıgüzel’in burada yaptığı iş, bir eğitim alanının hangi ilişkiler ve emeklerle geliştiğini okunabilir hâle getirmektir. Bu tarih, bugün kullandığımız kavramların ve eğitim biçimlerinin geçmişine bakma olanağı verir.
Benim buradan çıkardığım mesleki soru, kullandığımız bilgiyi nasıl devraldığımızla ilgili. Bir tekniği nereden öğrendik? Kaynağında nasıl bir amaçla kullanılıyordu? Kendi grubumuza uyarlarken neyi değiştirdik? Bir çalışmayı paylaşırken bu değişikliği ve yararlandığımız kaynağı açıklayabiliyor muyuz?
Alan tarihini okumak, kendi uygulamamızın yerini de düşünmeye yardımcı olabilir. Böylece başkasının emeğini görünür kılarken kendi katkımızı daha açık tarif edebiliriz.
Müze çalışmasında planı yeniden düşünmek
Adıgüzel’in 2019 tarihli “Müze Eğitimi ve Yaratıcı Drama” makalesi, müzeleri öğrenme ve araştırma ortamı olarak ele alır; Türkiye’deki uygulama örneklerini inceler. İçindeki bir çalışma, eğitmenin kararlarını somut biçimde görmemizi sağlar. [4]
Adıgüzel, 2000’de Hasan Akbulut ile İstanbul Rahmi Koç Müzesi’nde yürüttüğü çalışmayı anlatır. Öğrenciler gazeteci rolleriyle bilgi toplar, müzedeki nesneleri araştırır. Ancak önceden izin alınmış olmasına rağmen gürültü gerekçesiyle bazı doğaçlama ve rol çalışmaları yapılamaz. İkinci günün programı için grup büyüklüğü ve dikkat dağılması yeniden düşünülür; grubun bölünmesi, belirli nesnelere odaklanılması ve bu nesnelerin bir öykü içinde ilişkilendirilmesi planlanır. [4, ss. 38–39]
Bu örnekte üzerinde durduğum şey, eğitmenin karşılaştığı koşulları çalışmanın bir parçası olarak ele alması. Mekânın kullanım koşulları, grubun büyüklüğü ve dikkati, hazırlanan planın nasıl yürütüleceğini etkiliyor. Eğitmen de bu bilgileri kullanarak yeni kararlar alıyor.
Kendi çalışmamızda da böyle bir durak olabilir: “Bu grubu bütün nesnelerin önünden geçirmek mi istiyorum, yoksa birkaç nesneyle daha dikkatli bir ilişki kurmak mı?” Soruyu cevaplamak için mekânı, grubu ve öğrenme amacını birlikte düşünmemiz gerekir. Müzedeki bir nesnenin kurmacaya katılması, onun hakkında gözlemle bildiklerimizi ve hayal ettiklerimizi de özenle ayırmayı gerektirir.
Bir kitabı kendi çalışmamızla birlikte okumak

Eğitimde Yaratıcı Drama, Adıgüzel’in bu birikimine yaklaşmak için bir başka başlangıç. Yapı Kredi Yayınlarının tanıtımı, kitabın tarihsel gelişim, öncülerin deneyimleri ve farklı ülkelerdeki uygulamalar arasında kurduğu kapsamı gösteriyor. [5]
Kitabı kendi atölye planımızla birlikte okumayı öneriyorum. Bir bölümdeki kavramı anlamaya çalışırken planımıza dönmek; etkinliklerimizin gerekçesine, grubun deneyimine ve değerlendirmede soracağımız sorulara yeniden bakmak. Böyle bir okuma, bildiklerimizi uygulama içinde sınamamıza yardımcı olabilir.
Ömer Adıgüzel’in çalışmalarından benim bu portreye taşıdığım soru da burada birleşiyor: Hazırladığım çalışmanın her bölümünü, bu grubun ihtiyacına ve çalışmanın amacına dayanarak açıklayabiliyor muyum?
Bu sorunun cevabı için bazen bir kaynağı yeniden açmak, bazen grubu daha dikkatle gözlemek, bazen de plandaki bir etkinliği değiştirmek gerekir. Eğitmenin öğrenmeye devam ettiği yer tam da bu kararlarda görünür olabilir.
Ömer Adıgüzel’in emeğine duyduğum saygı, yaratıcı drama alanına kazandırdığı birikimle ve benim öğrenme yolculuğumdaki yeriyle birlikte büyüyor. Öğrencisi olarak bu emeği tanımak ve ondan öğrenmeye devam edebilmek benim için büyük bir şans.
Kişisel tarihimde iz bırakan, yaratıcı drama eğitiminin niteliği için emek veren çok kıymetli bir öğretmen. Ömer Hocama, alana ve biz öğrencilerine kattıkları için saygı ve teşekkürlerimi sunuyorum.
İyi ki var. İyi ki öğrencisi olma şansına sahibim.
Çelik Drama
Aynı çemberde başka dünyalar.
Okumayı sürdürmek için
Kaynaklar
- Ankara Üniversitesi AVESİS. Prof. Dr. Ömer Adıgüzel — kurumsal profil ve biyografi. Erişim: 14 Ekim 2026.
- Adıgüzel, H. Ö. (2006). Yaratıcı drama kavramı, bileşenleri ve aşamaları. Yaratıcı Drama Dergisi, 1(1), 17–29. Tanım için özet kaydı; aşamalar için özgün metnin 25–27. sayfaları.
- Adıgüzel, Ö. (2008). Türkiye’de eğitimde yaratıcı dramanın yakın tarihi. Yaratıcı Drama Dergisi, 1(5), 7–50. Tarihsel buluşmalar için Türkçe metnin 14–16. sayfaları. Cilt ve sayfa künyesi DergiPark yayın kaydından alınmıştır.
- Adıgüzel, Ö. (2019). Müze eğitimi ve yaratıcı drama. Ankara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dergisi, 1(1), 23–43. Rahmi Koç Müzesi örneği: ss. 38–39.
- Adıgüzel, Ö. (2025). Eğitimde yaratıcı drama (11. baskı). Yapı Kredi Yayınları. Yayınevinin kitap künyesi ve tanıtımı. YKY’de ilk baskı Mayıs 2018’dir; bu tarih kitabın tüm yayınevleri içindeki ilk yayımlanma tarihi olarak kullanılmamıştır.




Yorumlar
0 yayımlanmış yorumİlk sözü sen söyle.
Bu yazının sende uyandırdığı düşünceyi toplulukla paylaşabilirsin.